Ana sayfa
|
Facebook
|
Gruba Davet Et
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
Haber Kantini
Ana sayfa DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ KÜLTÜR-SANAT MAGAZİN MEDYA SAĞLIK SİYASET SPOR TEKNO-BİLİM YAŞAM
             
Nemo ve arkadaşlarının nesli tehlikede
"Kayıp Balık Nemo" filminde yer alan yaklaşık 1500 deniz canlısının mevcut durumunu inceleyen deniz ...
26/12/11 - 11:15 Yorum sayisi 0(0)
‘Heykel soykırımı’
Kars'taki 'Dört Mevsim'in bir bölümü tahrip edildi....
26/12/11 - 11:14 Yorum sayisi 0(0)
İstanbul Ralli Kupası’nı kazanan belli oldu
İstanbul Otomobil Sporları Kulübü (İSOK) tarafından organize edilen 2011 İstanbul Ralli Kupası'nı, 3. ve son...
26/12/11 - 11:11 Yorum sayisi 0(0)
Mehmet Ali BİRAND: GS ligden, kendi kararıyla çekilmeli
Kategori: GÜNCELEklenme Tarihi: Kas 23rd, 2009Ekleyen: adminBu Yazı  14 Kez Okundu

m.ali.birandBir Galatasaray’lı için bundan daha kötü bir duruml düşünemiyorum. Basketbol takımı yöneticileri, bir dünya markasını, inanılmaz bir sorumsuzlukla yerin dibine soktular. Basiretsizce, sahtekarlık yaptırdılar ve şimdi bunun faturasını tüm Galatasaray camiası ödeyecek.

Yazıklar olsun.

GS Basketbol takımının tüm yöneticileri, sarı kırmızılı formaya ihanet ettiler. Cezalı bir sporcuyu, başka birinin formasıyla oynatma deliliğini yaptılar.

İnanamıyorum.

Nasıl olur da, farkedilmeyeceğini sanabilirler. Hadi kendileri olabilir de, başkalarını da ahmak yerine koymalarını anlayabilmiş değilim.

Avrupada, Türkiye’yi çağrıştıran bir markadan söz ediyorum. Bu adamları oralara oturtanlara da binlerce defa yazıklar olsun.

Peki, şimdi ne  olacak?

Basketbol Federasyonu, GS’ı ligden ihrraç kararı alabilir ve kimse de birşey söyleyemez.

GS klüb yönetimi bu kararı beklememeli.

Koskoca bir camiayı böyle bir duruma düşürmemeli.

Bu kararı beklemeden, yönetim  basket takımını ligden çekmeli ve kendi kendini cezalandırmalı. Federasyonun kararını beklemek, tüm GS’lıların onurunu kıracaktır.

Karşı karşıya ykalınan manzara öylesine kırıcı ve aşağılayıcı ki, yönetim böylesine dramatik bir adım atarak, GS camiasının  kırılan gururunu biran olsan tamir edebilir. Yoksa, basket bölümünde bu şuçu işleyenlere el çektirmek yetmez.

SİZ OLSANIZ URANYUMU VERİR MİSİNİZ?

İran ile batı dünyası arasında bir uranyumu zenginleştirme çekişmesidir gidiyor.

Önce, bunun ne anlama geldiğine bir bakalım. Çok duyuyoruz, ancak bazılarımız ne demek olduğunu bilmiyor.

Eğer mükleer enerji sahibi olmak istiyorsanız, mutlaka uranyum almak ve sonra da bunu zenginleştirmek gerekiyor. Zenginleştirmek kolay birşey değil. Özel bir teknik ve bilgi gerektiriyor. Uranyumu zenginleştirme sürecinde, cevheri isterseniz sivil amaçlı enerji içir, isterseniz bomba yapmak için kullanabilirsiniz. İşin püf noktası  da bu zaten.  ABD, zenginleştirmeyi İran’ın değil de , Fransa  gibi bir başka ülkenin yapması için bastırıyor.

Türkiye de bu süreçte devreye giriyor.  İran’a ait uranyumun emanetçisi, zenginleştirme noktasına  kadar ara geçiş  noktası  olabileceğini söylüyor.

Hem ABD, hem de İran’ın güvendiği bir ülke olarak, bu kirizin çözümlenmesi için katkıda bulunabileceğini belirtiyor.

Ancak gelin görün ki, İran bu formüle de pek yanaşmıyor. “Ben uranyumumu kimseye enamet etmem diyor.

Doğrusu, pek haksız da değil…

Siz olsanız, böylesine  değerli bir malınızı,  ne kadar güvenirseniz güvenin, Türkiye’ye depolar mısınız?

Yarın bir hükümet değişse ne olacak?

Veya çevreciler olsun, farklı düşünen AKP karşıtları olsun, Danıştaya bir dava açsalar, İran’ın uranyumuna el bile konulabilir (!)

Şaka bir yana, Türkiye’nin böylesine çetrefilli bir konuya soyunmasına da gerek yok. Böylesine   çarpaşık bir konuda, böylesine  kaygan bir zemine veya bataklığa girmek, boşu boşuna  başımıza dert getirir.

İran, ABD’ye kızar bir tutum alır veya Washington başka bir nedenle Tahran’a  ders vermeye kalkar ve arada Ankara harcanır.

İyisi mi, başkasının malına emanetçilik yapmaktan vazgeçelim.

İŞTE BÖYLE AKP’LİLER BİZİ KORKUTUYOR…

Gazetelerde okudum.

Tekirdağ’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 87 inci yıldönümünde, CHP’li belediye Başkanı Adem Dalgıç‘ın verdiği resepsiyonda içki servisi yapıldığından dolayı, AKP’li belediye meclis üyelerinden bazıları protesto edip salondan ayrılmışlar.

Allah aşkına şu gerekçeye bakın:

“…Şehitlerimiz bizim burada rahat yaşamamız için canlarını seve seve vermişken, resepsiyonda içki verilmesi beni yaralamıştır…İçki verilen resepsiyonlarda bulunmayacağım…”

Anma törenleri ağlamak, üzülmek için değildir. Böyle resepsiyonlarda da içki servisi doğaldır. AKP’liler içki içmek istemezlerse, kendi bilecekleri iştir. Ancak, tipik bir mahalle baskısı yaratıp, resepsiyonlarda içki içilmemesi için bu tip gösterilerde bulunmak, bu ülkenibn önemli bir kesimini korkutuyor.

Bugün o resepsiyonu protesto eden kafalar yarın günlük yaşamımızı kendilerine göre düzenlemeye kalkarlarsa ne olacak?

İşte bizleri böyleleri korkutuyor.

TÜRKİYE MECBUR KALDI…

Bir gürültüdür gidiyor.

Efendim, Avrupa sırf Öcalan’ı kollamak için  bastırmış ve Türkiye de bu baskılara dayanamayıp, İmralı’ya 5 mahkum daha yollamak zorunda kalmış.

Hayır, Avrupa bastırmadı.

Öcalan’ın İmralı’da nasıl yaşadığı Avrupa’nın umurunda dahi değil.

Türkiye, imzaladığı uluslararası bur anlaşmaya uymadığının  farkına vardı ve yıllardır ihmal ettiği bir zorunluğu yerine getirdi.

Bir mahkumu kimseyle görüşmeden 10 yıl süreyle tecritte tutmak, İnsan Hakları sözleşmesine  aykırı kabul  ediliyor. Avrupa Konseyi İşkenceyi  Önleme Komitesi bu uygulamayı “işkence suçu” diye niteliyor.

İşte Türkiye’nin yaptığı da bu konuda imzaladığı anlaşmaya uymak.

İktidarı “Öcalan’a şirin görünme çabasıyla” suçlamak yerine “daha önce neden düyünmediniz de, Türkiye’yi Avrupa Konseyinde suçlu duruma düşürdünüz” diye eleştirmek gerekirdi.

AKP’Lİ KADINLAR DOĞRUSUNU YAPTI…

Siyaset dünyasında ne yazık ki, kim çıngar çıkarır veya etrafa hakarret eder veya insanları şaşırtacak, olağanın dıyında birşeyler yaparsa, hemen TV’lere çıkarır, manşetlere taşırız. Şirretlik etmeden, normal işini yapanlar ise kendilerini pek gösteremezler.

En son örneği AK Parti Kadın Kolları Başkanı Fatma Şahin’in silah ruhsatı ile ilgili olarak hazırladığı rapor. Sokakların Teksas’a döndüğünü belirten Şahin, TBMM Silah yasası tasarısı’nın görüşüleceği komisyona önerilerde bulunmuş.

Silah ruhsatı  yaşının 25 olması, silah için eş izni, açık veya gizli silah reklamanın yasaklanması gibi  bir dizi önlem istemiş.

Fatma  Şahin gerçek işiyle uğraştığı, etrafı yıkıp dökmediği için kimse   tarafından manşetlere  taşınmadı. Oysa, asıl doğrusunu yapan kişiydi…

“1989 KÜRESEL OLAYLARI” SERGİSİ

İstanbul Harbiye’de bulunan Notre Dame De Sion Lisesi bugünlerde çok önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, izleyicileri bundan 20 yıl öncesine 1989 yılına götürüyor. Aynı yıla denk gelen pek çok siyasi olay, Sipa Press’in foto-muhabirlerinin objektifine yansıyan karelerle bu sergide yer alıyor. Sovyet tanklarının Afganistan’dan çekilmesi, kimi Güney Amerika diktatörlüklerinin sona ermesi, Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi dünyanın eksenini değiştirengelişmeler fotoğraf kareleriyle bu sergide ölümsüzleşmiş.  26 Kasım’a kadar sürecek serginin küratörlüğünü Sıpa Press’ten Ferit Düzyol ve Notre Dame De Sion’dan Samira Benameur üstlenmiş.

ORTAYLI’NIN OSMANLILARI

Son zamanlarda Prof. Dr.İlber Ortaylı‘nın  “Osmanlı” kitaplarına takıldım. Hepimiz tarihimizi “falanca yılda gitti, savaştı, aldı, kaybetti” diye tarih ve yer ezberleyerek okuduk. “Osmanlı kimdir, nasıl yaşar, ne yer?” Kısaca “insanı” tanıyamadık. Bilenlerimiz yabancı dilde bunları bol bol okudu. Prof. Ortaylı, yaptığı yorumları, yazıları, konferansları kitaplarında toplamış. “Osmanlı’yı yeniden keşfetmek” ve “Son İmparatorluk Osmanlı”yı okudum. İkisini de şiddetle tavsiye ederim.İçlerinde Osmanlı’larla ilgili mutfaktan tutun İstanbul mezarlıklarına kadar çok hoş bir yelpaze ile karşılaşacak,tarih hocalarımızın (herhalde artık rahmetli oldular) tarihi bukadar ilginç olupta nasıl bukadar sıkıcı yaptıklarına bir kez daha hayret edeceksiniz. İlber beye candan teşekkürler..

POSTA

Sosyal Etiketler: > >
360 x 250
360 x 250
GÜNCEL Kategorisindeki Diğer Haberler
Etiket Bulutu
En Çok Okunanlar
En Son Yorumlar


Login